İstanbul’un derinliklerinde saklanan sırlar
Bazen bir semte adım attığında, oranın sadece binalardan ve insanlardan ibaret olmadığını hissedersin. İstanbul semt efsaneleri tam da bu hissin peşinden gider. Taş döşeli sokaklarda, eski ahşap evlerin gölgesinde, yıllardır anlatılan hikâyeler dolaşır. Bazıları korkutur, bazıları ise insanın içini tuhaf bir merakla doldurur.
Çocukluğumdan beri bu şehrin her köşesinde bir efsane gizlendiğini düşünürdüm. Belki de annemin anlattığı masallardan kalmadır. Ama İstanbul gerçekten de öyle. Her semtin kendine has bir ruhu, kendine has bir korkusu var. Bazıları o kadar köklü ki, hâlâ yeni nesiller aynı hikâyeleri fısıldıyor.
Balat’ın sessiz çığlıkları
Balat’a gittiğinizde daracık sokaklarda yürürken birden bir ürperti hissedebilirsiniz. Özellikle Ayan Sokak’ta. Rivayete göre burada 1800’lerin sonunda yaşamış bir Rum kızının hayaletine rastlamak mümkün. Kız, ailesinin zoruyla sevdiği delikanlıdan ayrılmak zorunda kalmış. O günden beri yağmurlu gecelerde pencere kenarlarında beyazlar içinde beklediği söylenir.
Ben bir akşamüstü oradan geçerken yaşlı bir teyze ile sohbet etmiştim. “Kızım, o sadece hikâye değil” demişti gözlerimin içine bakarak. “Benim annem görmüştü. Camı tıklatırmış.” O günden beri Balat’ta hava kararınca nedense daha hızlı yürüyorum.
Çamlıca’daki kayıp köşk
Çamlıca’nın tepesine çıktığınızda manzara muhteşemdir. Ama biraz geride, ormanın içinde kaybolmuş eski bir köşkün hikâyesi hâlâ anlatılır. 19. yüzyılda paşalardan birine aitmiş. Bir gece ansızın bütün hizmetkârlar ortadan kaybolmuş. Paşa da ertesi sabah cesedi bahçede bulunmuş. Kimse ne olduğunu anlayamamış.
Şimdi o köşkün kalıntılarına yaklaştığınızda telefonunuzun çekmediğini, saatleriniz durduğunu fark edebilirsiniz. En azından oraya giden birkaç arkadaşım öyle anlatmıştı. Ben kendi gözlerimle görmedim. Ama İstanbul’da bu tür tesadüflerin çok olduğunu biliyorum.
Kuzguncuk’un cinli evi
Kuzguncuk’taki eski bir Rum evi yıllardır boş duruyor. Mahalleli oraya “cinli ev” diyor. 70’li yıllarda orada yaşayan ailenin en küçük kızı sürekli “arkadaşlarımla oynuyorum” dermiş. Ama evde ondan başka çocuk yokmuş. Bir sabah kızlarını merdiven boşluğunda baygın bulmuşlar. O günden sonra evi terk etmişler.
Şimdi o evin önünden geçerken mahalle sakinleri hâlâ “şşş” diye uyarıyor. Özellikle yaz gecelerinde pencerelerden tuhaf sesler geldiği söyleniyor. Ben de bir defasında meraktan kapısına kadar gitmiştim. Hiçbir şey duymadım. Ama içimde garip bir ağırlık hissettim. Belki de sadece kendi korkumdu.
Üsküdar’ın kaybolan dervişleri
Üsküdar’da özellikle Aziz Mahmut Hüdayi’nin türbesi civarında anlatılan bir başka efsane daha var. Rivayete göre bazı geceler eski dervişler hâlâ sema yapıyor. Onları görebilmek için sabaha kadar bekleyenler olmuş. Sabah ezanından hemen önce beyazlar içinde dönen siluetler kayboluyormuş.
Birkaç yıl önce ramazan ayında oradaydım. Sokak lambalarının loş ışığında gerçekten de bir şeyler gördüğümü sandım. Belki rüzgârdı, belki de gözlerimin yorgunluğu. Ama o an İstanbul’un ne kadar katmanlı bir şehir olduğunu bir kez daha anladım. Üst üste binmiş zamanlar, üst üste binmiş hikâyeler.
Kadıköy’ün tren istasyonu sırrı
Kadıköy tren istasyonunun altında eski bir tünel varmış. 1900’lerin başında kullanılmayan bu tünelde bir grup işçinin kaybolduğu söylenir. Cesetleri asla bulunamamış. Arada sırada istasyonda bekleyenler, raylardan gelen inilti sesleri duyduklarını iddia ediyor.
Özellikle kış gecelerinde, rüzgâr sert estiğinde o sesleri duymak mümkünmüş. Ben birkaç kez geç saatte oradan geçtim. Rayların arasından sadece rüzgârın ıslığını duydum. Yine de o eski istasyon binasının loşluğunda insanın aklına türlü türlü şeyler geliyor.
Arnavutköy’ün lanetli yalısı
Arnavutköy sırtlarında denize sıfır eski bir yalı var. Sahibi 1950’lerde aniden iflas etmiş, ailesiyle birlikte yurtdışına kaçmış. O günden beri yalı boş. Ama bazı balıkçılar, özellikle sisli havalarda yalının pencerelerinden ışık yandığını gördüklerini söylüyor. İçeriden piyano sesi geldiği de rivayetler arasında.
Bir arkadaşım drone ile yalıyı görüntülemeye çalışmıştı. Görüntülerde pencerelerden birinde beyaz bir siluet belirmiş. Tabii ki bilimsel açıklaması vardır mutlaka. Ama İstanbul’da bazen bilim açıklaması yetmiyor insana.
Bu efsanelerin hepsi şehrin damarlarında dolaşıyor. Bazıları gerçekten yaşanmış olaylara, bazıları da korkuyla harmanlanmış halk hikâyelerine dayanıyor. Önemli olan şu: İstanbul semt efsaneleri bu kentin yaşayan bir parçası. Onları dinlediğinizde şehri daha farklı bir gözle görmeye başlıyorsunuz.
Belki de en güzeli, bu hikâyelerin hâlâ anlatılıyor olması. Çünkü bir semtin efsanesi öldüğü gün, o semtin ruhu da biraz eksilir. İstanbul ise hâlâ çok canlı. Sokaklarında, kahvehanelerinde, eski evlerin arasında hâlâ fısıldanan onlarca hikâye var. Yeter ki kulak verin.