İstanbul’un Tozlu Sokaklarında Gizlenen Şaşırtıcı Hikayeler
Osmanlı İstanbul’unda yaşanan olaylar bazen o kadar tuhaf ki, insan okurken gözlerine inanamıyor. Ben de yıllardır bu şehrin sokaklarını arşınlarken, eski defterlerden, kahvehane sohbetlerinden ve tozlu arşivlerden süzülen bu hikayeleri topladım. Eminönü’nden Beyazıt’a, Balat’tan Üsküdar’a uzanan o eski İstanbul’un kokusunu hissederek anlatacağım size.
Küçük bir çocukken babamın anlattığı masallar gibi geliyor bazıları. Ama hepsi gerçek. Hem de çok gerçek.
Bir Atın Padişahı Tahttan İndirmesi
1580’li yılların sonları. III. Murad tahtta. Sarayın bahçesinde bir at var. Adı “Şahbaz”. Normal bir at değil. Sarayda özel eğitim görmüş, neredeyse insan gibi. Bir gün bu at, padişahın huzurunda tuhaf hareketler yapmaya başlıyor. Ön ayaklarını yere vurup garip sesler çıkarıyor. Saray erkânı önce gülüyor. Sonra korkuyor.
Çünkü bir meczup, “Bu at padişahı tahttan indirecek” diye ortaya atılıyor. İşin ilginç yanı, kısa süre sonra gerçekten de tahtta değişimler yaşanıyor. Halk arasında “Atın isyanı” diye nam salıyor olay. Osmanlı İstanbul’unda böyle batıl inançlarla şekillenen siyasi olaylar az değildi.
Kız Kulesi’ndeki Hayalet ve Yasak Aşk
Her İstanbul yazısında Kız Kulesi’nden bahsetmek klişe gibi gelebilir. Ama bu hikaye o kadar eski ve o kadar şaşırtıcı ki, anlatmadan geçemeyeceğim.
17. yüzyılda bir bahar günü, kulede yaşayan genç bir bekçi, karşı kıyıdan her akşam aynı saatte bir kayığın yaklaştığını fark ediyor. Kayıkta bir kadın var. Yüzü peçeli. Her akşam aynı saatte gelip gidiyor. Bekçi âşık oluyor. Bir gece dayanamayıp kadını bekliyor. Kayık geliyor. Kadın iniyor. Peçesini açıyor. Karşısında… ölmüş sevgilisi duruyor.
Sabah kayıkçı cesedi kulede buluyor. Hikaye kısa sürede tüm İstanbul’a yayılıyor. O günden sonra kuleye “Hayalet Kule” diyenler bile oluyor. Üsküdar’ın dar sokaklarında hâlâ bu aşkı fısıldayan nineler var.
Sarıyer’de Ortaya Çıkan “Konuşan Balık” Olayı
1725 yılı. Sarıyer’in balıkçıları her zamanki gibi denize açılıyor. Bir tanesi ağını çektiğinde içinde normal bir levrek değil, ağzından “Estağfurullah” diyen bir yaratık buluyor. Balık gerçekten konuşuyor.
Haber hızla şehre yayılıyor. Padişah bile duyuyor. Balığı saraya getirtmek istiyorlar. Ama balık yolda ölüyor. Yine de olayın şöhreti “Konuşan Balık Vakası” olarak arşivlere geçiyor. Bazıları bunun uydurma olduğunu söylese de, o dönemki kadı sicillerinde kayıtları mevcut. İstanbul’un balık kokan sokaklarında hâlâ bu olay anlatılır.
II. Mahmud’un Hayalet Avı
Osmanlı’nın en reformcu padişahlarından II. Mahmud’un da çok garip bir merakı varmış. Beşiktaş’taki sarayının bahçesinde “hayalet avı” yaparmış. Gece yarısı özel bir ekiple birlikte elinde fener, bahçede dolaşırmış. Yanındakiler korkudan titrerken o gayet sakinmiş.
Bir gece gerçekten de bir şey görmüş. O kadar korkmuş ki, ertesi gün tüm saray erkânına “Bundan sonra kimse gece bahçeye çıkmayacak” emri vermiş. O dönemin Beşiktaş’ı, bugünkünden çok daha tenha ve ürkütücüymüş. Dar sokaklarda rüzgarın sesi bile insanı ürpertirmiş.
Galata’da Bir Gece Kaybolan 40 Kişi
1840’lı yıllar. Galata’nın arka sokaklarında, özellikle de bugünkü Bankalar Caddesi civarında yaşayan 40 kişi bir gecede ortadan kayboluyor. Ne cesetleri bulunuyor ne de bir iz.
Olay o kadar büyük yankı uyandırıyor ki, yabancı sefaretler bile devreye giriyor. Soruşturma sonucunda bazılarının “kayıp” değil, aslında “kaçak” olduğu anlaşılıyor. Ama 11 kişi gerçekten kayıp kalıyor. Halk arasında “Galata’nın Yutan Sokakları” diye bir efsane doğuyor. Bugün o sokaklarda yürürken hâlâ insanın aklına geliyor bu olay.
Topkapı Sarayı’ndaki Kayıp Hazine ve Cüce Kahya
Topkapı Sarayı’nın içinden bir hazine sandığı kayboluyor. İçinde padişahın en değerli mücevherleri var. Soruşturma başlıyor. Sandığı en son gören kişi sarayın en küçük cüce kahyası. Adı Hasan.
Hasan sorguya çekiliyor. Hiçbir şey söylemiyor. Günlerce işkence görüyor. Sonra bir sabah hücrede ölü bulunuyor. Sandık ise hiçbir zaman bulunamıyor. Yıllar sonra sandığın aslında padişahın kendisi tarafından başka bir saraya gizlice taşındığı ortaya çıkıyor. Ama Hasan’ın ölümü hep bir sır olarak kalıyor. Fatih’teki eski evlerin avlularında hâlâ bu hikayeyi anlatan dedeler var.
İstanbul’un En Tuhaf Yangını: “Konuşan Ateş”
1782 yılında çıkan büyük bir yangın var ki, İstanbul tarihine “Konuşan Yangın” olarak geçmiş. Yangın çıkmadan bir gece önce, Hocapaşa’da bir evin bacasından “Yangın var!” diye bir ses duyulmuş. Ertesi gün gerçekten yangın çıkıyor.
Yangın sırasında da alevlerin içinden “Allah… Allah…” diye bir ses yükseldiği söyleniyor. Halk panik içinde. Yangın söndürüldükten sonra sesin bir baykuştan geldiği anlaşılıyor. Ama o sesin etkisiyle birçok kişi din değiştirmiş. Böyle şaşırtıcı tesadüfler Osmanlı İstanbul’unda hayatın bir parçasıydı.
Bu Şehir Hâlâ Anlatıyor
Şimdi Beyoğlu’nun kalabalık caddelerinde yürürken, eski binaların arasında o eski sesleri duymaya çalışıyorum bazen. Her köşe başında bir hikaye, her taşta bir sır var. Osmanlı İstanbul’unda yaşanan bu şaşırtıcı olaylar, şehrin sadece tarihini değil, ruhunu da anlatıyor.
Bazı günler Üsküdar vapurunda otururken, karşı kıyıdaki Kız Kulesi’ne bakıyorum. O hayalet hikayesinin gerçek olup olmadığını düşünüyorum. Belki de gerçek değil. Ama önemli olan, bu şehrin bize hala anlatacak yeni bir hikaye bulabilmesi.
İstanbul böyle bir yer. Unutmuyor. Unutturmuyor da.