İstanbul’un Unutulmuş Köşeleri
Bazen en güzel hikayeler, turistlerin akın etmediği sokaklarda saklanır. İstanbul’un en az bilinen hikayeleri tam da bu yüzden insanı kendine çeker. Ben de yıllardır bu şehrin tozlu sokaklarında, eski apartmanların arasında, unutulmuş çeşmelerin kenarında o izleri sürüyorum. Bazısı bir evin kapısına kazınmış eski bir tarih, bazısı bir dedenin anlattığı yarım yamalak anı.
Fatih’ten biraz yukarı çıktığında, dar bir sokağa sapıyorsun. İsmi pek bilinmez. Ama orada, 1800’lerin sonunda yaşamış bir Rum terziye ait eski bir dükkanın izleri hala duruyor. Kapının üstündeki eğri büğrü tabela, rüzgarda sallanıyor. İçeri girince toz kokusu çarpıyor yüzüne. Duvarlarda eski moda dergileri, kırık bir terzi makası… Sanki adam az önce çıkmış gibi.
Balat’ın Gizli Sinagogu ve Kaybolan Dualar
Balat’ta gezerken yolun seni götürdüğü bir yer var. Dışarıdan bakınca eski bir ev. Ama kapısını ittiğinde karşına çıkan taş merdivenler insanı başka bir zamana götürüyor. Burası, İstanbul’un en eski sinagoglarından birinin kalıntısı. Çok az kişi bilir. Duvarlarda hala İbranice yazılar seçiliyor. Birkaç yıl önce buraya gelen bir yaşlı amca, “Burada babam dua ederdi” demişti. Gözleri dolmuştu. O an anladım ki İstanbul’un en az bilinen hikayeleri aslında insanların hafızasında yaşıyor.
Sokakta oynayan çocuklar, merdivenlere oturmuş teyzeler… Hiçbiri bu binanın hikayesinden haberdar değil. Ama ben her seferinde durup dinliyorum. Sanki taşlar konuşuyor.
Kadıköy’ün Unutulmuş Vapuru
Şimdi Kadıköy’e geçelim. İskelede beklerken eski bir vapur fotoğrafı ilişti gözüme. 1950’lerden kalma. İsmi “Süreyya”. Artık sefer yapmıyor. Ama bir zamanlar Moda’dan Karaköy’e günde on kez gidip gelirmiş. İçinde çay ocağı bile varmış. Yaşlı kaptanlar hala o vapurdan bahsediyor Beşiktaş’taki kahvelerde.
Bir akşamüstü, eski bir denizciyle sohbet ettim. “Vapurun içi ahşaptı,” dedi. “Koltuklar kırmızı kadife. Kışın sobası yanardı.” Gözleri parlıyordu anlatırken. İşte bu küçük detaylar İstanbul’un en az bilinen hikayelerini değerli kılıyor. Çünkü resmi tarih kitaplarında bunlar yok.
Çengelköy’de Bir Çeşme ve Aşk Mektupları
Çengelköy sırtlarında, bahçelerin arasında gizlenmiş bir çeşme var. Üstünde 1789 tarihi yazıyor. Ama asıl ilginç olanı, çeşmenin arkasındaki taşlarda. Orada, 1800’lerin başında yaşamış bir kızla bir delikanlının birbirine yazdığı mektuplar gizli. Taşın arkasına küçük bir oyuk açmışlar. Mektupları oraya bırakırlarmış. Kimse bilmezdi.
Bir gün o oyuğu açtım. İçinden eski bir kâğıt parçası çıktı. Mürekkep dağılmıştı ama “Seni her gün bu çeşmeden içtiğim su kadar özlüyorum” yazısı hala okunuyordu. İçim titredi. Bu şehir sadece fetihlerle, saraylarla değil, böyle küçük aşklarla da dolu.
Üsküdar’ın Kayıp Terzisi
Üsküdar’da, Çinili Camii’nin arkasındaki bir sokakta, “Kayıp Terzi” diye bilinen bir adam yaşarmış. Adı Mehmet. 70’li yıllarda dükkanı varmış. Ama asıl marifeti, eski elbiseleri restore etmekmiş. Özellikle Osmanlı dönemi kıyafetlerini. İnsanlar ona kırık bir yelek, yırtık bir kaftan getirirmiş. O da saatlerce çalışıp eski haline getirirmiş.
Dükkanı kapandıktan sonra ne oldu bilinmez. Ama mahalleli hala ondan bahsediyor. “Mehmet Usta’nın iğnesi sihirliydi” diyorlar. Ben de ara sıra o sokağa uğruyorum. Dükkanın tabelası hala duruyor. Paslanmış, eğri. Ama hikayesi dimdik ayakta.
İstanbul’un Sesleri ve Unutulmuş Notalar
Bazı hikayeler sesle anlatılır. Mesela Kumkapı’da eski bir meyhanede çalışan klarnetçi Niko’nun hikayesi. 40 yıl boyunca aynı masada çalmış. Sonra bir gün kalkmış gitmiş. Kimse nereye gittiğini bilmiyor. Ama bazı yaşlılar hala o notaları mırıldanıyor.
Bu şehirde her sokağın, her binanın bir sesi var. Bazısını duyuyorsun, çoğunu duymuyorsun. İstanbul’un en az bilinen hikayeleri genellikle o duyulmayan seslerde gizli.
Neden Bu Hikayeleri Anlatıyoruz?
Çünkü İstanbul sadece turistik yerlerden ibaret değil. O, aynı zamanda daracık sokaklarda kaybolmuş bir terzinin, çeşme arkasına mektup bırakan âşıkların, unutulmuş vapurların ve kayıp klarnetçilerin şehri. Bu hikayeleri bulmak için illa arkeolojik kazı yapmana gerek yok. Bazen bir yaşlının gözlerine bakmak, bazen eski bir binanın kapısını hafifçe aralamak yeterli.
Sen de bir dahaki sefere İstanbul’da gezerken biraz yavaşla. O tabelalara, o eski duvarlara, o dar sokaklara daha dikkatli bak. Belki de İstanbul’un en az bilinen hikayeleri tam karşında, seni bekliyor olacak.
Ve unutma. Bu şehir hiç bitmez. Her taşında, her köşesinde yeni bir hikaye vardır. Sen de kendi hikayeni katmayı unutma.