Bir Semtin Derinliklerine İnmek: Balat’ın Unutulmaz Hikayeleri - istanbulhikayeleri.net.tc

Bir Semtin Derinliklerine İnmek: Balat’ın Unutulmaz Hikayeleri

Balat’a İlk Adım

İstanbul’un en renkli semtlerinden birine, Balat’a inmek biraz cesaret ister. Çünkü burası sadece eski evlerden ibaret değil. Sokaklarında yılların tozu, insan sesleri ve biraz da hüzün var. Ben ilk defa bir sonbahar sabahı gittim. Vapurdan inip yokuşu tırmanırken, sanki zamanı geri sarıyormuşum gibi hissettim.

Kaldırımlar dar, evler birbirine yaslanmış. Bazıları boyanmış, bazılarıysa yıllardır aynı soluk renkte duruyor. Ama hepsinin bir hikayesi var. İşte tam da bu yüzden Balat’ın unutulmaz hikayeleri insanı kendine çekiyor.

Renklere Boyanmış Bir Mahalle

Balat deyince akla ilk gelen şey rengarenk boyalı evler. Turuncu, mavi, pembe… Sanki bir ressam paletini sokaklara dökmüş. Ama bu renkler tesadüf değil. 90’lı yıllarda başlayan bir restorasyon hareketiyle ortaya çıktı. Yine de her rengin altında eski bir Rum, Yahudi ya da Ermeni ailesinin anısı yatıyor.

Merdivenli bir sokağın başına oturup kahvemi yudumlarken, karşıdaki mor boyalı evin penceresinden bir teyze sarktı. “Oğlum çay içer misin?” diye seslendi. Reddedemedim. İçeri girdim. Evin içi loştu ama mis gibi ıhlamur kokuyordu. Duvarlarda eski fotoğraflar. 1950’lerden kalma bir düğün fotoğrafı, bir de Karaköy’den çekilmiş vapur manzarası.

Balat’ın Sokaklarında Saklı Hayatlar

Burada herkesin bir hikayesi var. Fener’le Balat iç içe geçmiş durumda. Dar sokaklarda yürürken birden bir sinagog çıkıyor karşına, sonra bir Rum kilisesi, ardından da bir cami. Bu kadar farklı inancın yan yana durması İstanbul’un ta kendisi.

Bir ara Balat’ın en meşhur sokaklarından birinde, Kürkçü Çeşmesi civarında durdum. Orada yaşlı bir amca sedirde oturuyordu. Adı Niko’ydu. Aslen Rum asıllıymış ama 1964’te ailesiyle birlikte gitmek zorunda kalmış. Sonra 2000’lerin başında dönmüş. “Burası benim kanımda var evlat,” dedi. Gözleri doldu. Ben de sustum. Bazen dinlemek en iyi cevaptır.

Lezzet Durakları ve Küçük Dükkanlar

Aç karnına Balat’a gidilmez. Özellikle de Balat’ın unutulmaz hikayeleri arasında lezzet durakları önemli yer tutuyor. Köşe başındaki o meşhur börekçiye uğradım. İçerisi tıklım tıklım. Anneanne tarzı teyzeler oturmuş, çay içiyorlar. Böreğin yanında bir de semaverde demlenmiş çay. Tadına doyum olmuyor.

Biraz ileride bir kahvehane var. Adı “Kafe Pi”. Duvarları eski gazete kupürleriyle kaplı. Masalarda genellikle gençler oturuyor. Bazıları kitap okuyor, bazıları da laptoplarında çalışıyor. Ama mekanın en güzel yanı, pencereden görünen Haliç manzarası. Hele bir de günbatımına denk gelirseniz, başka hiçbir yerde bulamayacağınız bir huzur hissediyorsunuz.

Eski Sinemalar ve Unutulan Anılar

Balat’ta eskiden birçok sinema varmış. Şimdi çoğu yok. Ama hâlâ ayakta kalan bir-iki tanesinin kapısından bakınca insanın içi sızlıyor. Bir tanesinin tabelası hâlâ duruyor: “Emek Sineması”. İçerisi artık depo gibi kullanılmış. Ama ben oradan geçerken hep eski filmleri düşünürüm. Siyah-beyaz Yeşilçam filmlerini, el ele tutuşan gençleri, arkadan ıslık çalan çocukları…

Bu semtte zaman katman katman. Her taşın, her kapı tokmağının bir hatırası var. Özellikle de Ahrida Sinagogu’nun önünden geçerken hissediliyor bu. Dışarıdan sade görünüyor ama içinde yüzyılların birikimi yatıyor.

Balat’ın Yeni Yüzü

Son yıllarda semt epey değişti. Turistler geldi, kafeler açıldı, Airbnb’ler çoğaldı. Eskiden burada sadece mahalleli yaşardı. Şimdi ise fotoğraf makineleriyle gezen yabancılar, influencer’lar ve bohem ruhlu gençler de var.

Bazı eski sakinler bundan şikayetçi. “Mahalle ruhu gitti,” diyorlar. Haklılar da. Ama hâlâ direnen köşe bucaklar var. Mesela bir bakkal. Adı “Memo Bakkal”. 40 yıldır aynı yerde. Rafında hâlâ o eski cam şişeler, lastik toplar ve sakızlı şekerler duruyor. Çocuklara “Ver abin parayı” demeyi de ihmal etmiyor.

Gece Balat ve Işıkların Dansı

Gündüzü bir başkadır Balat’ın, gecesi ise apayrı. Sokak lambaları yanınca evlerin renkleri daha da belirginleşiyor. Özellikle de surların dibindeki o daracık sokakta yürümek insana bambaşka hissettiriyor. Arada bir kediler geçiyor önünüzden. Onlar da semtin bir parçası. Adeta nöbet tutuyorlar.

Bir gece yarısı, bir grup genç gitar çalıyordu Haliç kıyısında. Yanlarında rakı ve meze. Bana da ikram ettiler. Oturduk. Konu döndü dolaştı yine Balat’ın unutulmaz hikayelerine geldi. Herkes bir anısını anlattı. O an anladım ki bu semt sadece binalardan ibaret değil. Burası yaşayan, nefes alan bir hikaye.

Balat’tan Ayrılırken

Her gidişimde buradan bir parça alıp gidiyorum. Bazen bir fincan çayın tadı, bazen bir teyzenin gülümsemesi, bazen de eski bir kapı tokmağının sesi. İstanbul’un birçok semti var ama Balat’ın yeri ayrı.

Eğer siz de bir gün yolunuz düşerse, acele etmeyin. Yavaş yürüyün. Bir kahve molası verin. Birilerinin hikayesini dinleyin. Çünkü Balat, size kendi hikayenizi de hatırlatacak kadar derin ve samimi bir semt.

Belki bir dahaki sefere birlikte yürürüz o dar sokaklarda. Kim bilir, belki de siz de kendi Balat hikayenizi yazarsınız.